Ortak bir derdimiz var Hayatın bize diyecekleri var
Geçen gün bir arkadaşım bana bir mesaj atmış… “Lavaboya dökülmüş 1 litre kullanılmış yağ, 1 milyon litre içme suyunu, yani 15 kişinin bir yıllık içme suyunu İçilmez hale getiriyor…”
Korkutucu ama…
Hangimiz bunu umursuyor ki ?
“BEN” diyen ?
Tamam da, kaç kişi o BEN ?
Bunu anlamak için etrafınıza bir bakın !
Ne görüyorsunuz ?
Hayatı gelişine yaşayanları…
Bugün bitse de yarına geçsek, diyenleri…
Ama yarın gelince de diğer günü bekleyenleri…
Aslında,
“Hangi insanın derinine biraz inseniz, ortak bir dert karşılıyor sizi; anlaşılma isteği…” diyendeyim ! Ancak o anlaşılma isteğinin, içinde yaşadığımız hayatın kendisi için de geçerli olduğunu söyleyendeyim !
Düşünsenize,
…her gün kirlettiğimiz parkların dili olsa, ne söylerdi ?
…kullanılmış maskelerimizi savurduğumuz sokakların dili olsa, ne söylerdi ?
…daha çok beton, daha az ağaçla üzerini kapattığımız toprağın dili olsa, ne söylerdi ?
…her basit yanlışta tomar haline getirip de çöpe attığımız onca kağıt için, ağaçların dili olsa, ne söylerdi ?
…genetik oyunlarla kodlarını değiştirdiğimiz, kimyasal ilaçlarla tatlarını bozduğumuz sebze-meyvelerin dili olsa, ne söylerdi ?
…kulaklarına taktığımız küpelerle hayatlarını çözdüğünü sandığımız sokak köpeklerinin dili olsa, ne söylerdi ?
…dünün yorgun hikayelerini üzerlerinde taşıyan, onca tarihi emanete ev sahipliği yapan bu kentin dili olsa, ne söylerdi ?
… Derelerinin önüne setler çektiğimiz doğanın dili olsa, ne söylerdi ?
…Maden aramak için kestiğimiz her bir zeytin ağacının dili olsa, ne söylerdi ?
Haklısınız….
Söylemediler… !
Hiçbir şey söylemediler !
Çünkü onlar,
“Lügatında ne kadar çok kelime olursa olsun, kendini anlatmak için bazen sessizliği seçersin” diyende durdular !
Aslında,
Çok şey söylediler !
O kadar ki, yorgun düştüler !
Anlatmaktan değil, susmaktan !
Tüm o küsmüş hali de bundan değil mi, bu kentin ?
“Ben böyle miydim?” demiyor mu her defasında ?
Her deyişinde de susuyor…
Duysak mı ?
“…dili olsa, ne söylerdi?” dediklerimizi duysak mı ?
Barışsak,
…her gün kirlettiğimiz parklarla !
…kullanılmış maskelerimizi savurduğumuz sokaklarla !
…daha çok beton, daha az ağaçla üzerini kapattığımız toprakla !
…her basit yanlışta tomar haline getirip de çöpe attığımız onca kağıtla !
…genetik oyunlarla kodlarını değiştirdiğimiz, kimyasal ilaçlarla tatlarını bozduğumuz sebze-meyvelerle !
…kulaklarına taktığımız küpelerle hayatlarını çözdüğünü sandığımız sokak köpeklerle
…dünün yorgun hikayelerini üzerlerinde taşıyan onca tarihi emanete ev sahipliği yapan bu kentle !
… Derelerinin önüne setler çektiğimiz doğayla !