Değişen biz Eksilen ve yok olan
Aslında böyle değildim…
Hiç değildim…
Ama…
Diye başlayan cümlelerimiz vardır hani… Yaşamın bizden aldıkları noktasında ne kadar eksildiğimizi anlatan kelimelerdir bunlar ! Eksildikçe yerine eklenenleri anlatanlardır! Bir ömür boyu KENDİMİZ olma savaşında çokça yenildiğimizin resmine eklenenlerdir ! Kabul edişlerimizdir ! Belki de mecbur bırakıldıklarımızdır !
George Orwell demiş ya hani…
“Yapmak istediğimiz şeylerin hep yapılamayacak şeyler olduğunu düşünerek hayatımızı geçirmemiz tuhaf değil mi? …”
Belki bu yüzden !
Bu yüzden tüm o oluşlarımız !
Başkası olup, kendimizden kopuşlarımız !
Ama istemeden…
Aslında hiç istemeden…
Bu kısmı, “A Hero of Our Time”, yani “Zamanımızın Bir Kahramanı” adlı kitabından ufak bir paragrafla, Mikhail Lermontov anlatsın mı ? Hayata başlayan bizlerin o kısacık ömür içindeki değişimini anlatsın… Kendimize bile itiraf edemediğimiz BİZ’i anlatsın…
.*.
Bütün dünyayı sevmeye hazırdım; değerlendiren çıkmadı: Böylelikle de NEFRET etmeyi öğrendim. Renksiz gençliğimi, kendime ve dünyaya karşı giriştiğim savaşta tükettim. Alaya alınmaktan korktuğum için, en iyi duygularımı yüreğimin derinlerine gömdüm: Orada silinip gittiler. İçimden geldiğince konuşurdum; inandıramadım. Aldatıcılığa vurdum işi. Toplumda GEÇER TUTUMLARI öğrenince hayat okulunda kurtlaştım. Benim onca çabayla elde ettiğim çıkarları, başkalarının tatlı canlarını üzmeden, ustalığa gereksinim duymadan elde edip mutlu olduklarını gördüm.
Hayatın kasırgası içinden birkaç fikirle çıktım ben, duygu aramayın. Ben çoktandır kalbimle değil de, kafamla yaşıyorum. Tutku ve davranışlarım ilgisizce ama merakla inceliyorum. İki insan var ben de, biri kelimenin tam anlamıyla yaşıyor, öteki ise onu yargılıyor…
.*.
Bu hale mi geldik sahi ?
Bu kadar kötü durumda mıyız ?
Belki !
Peki, ‘ben de mi?’ diye sordunuz mu? Mikhail Lermontov’un anlattıkları içinde ‘ben de var mıyım?’ diye sordunuz mu? Var mısınız ? Ucundan, kıyısından, belki köşesinden… Hiç. mi ? Dürüst olun ! Belki de tüm o anlatılanların orta yerindesiniz… Uzun zamandır hem de… Bazen sadece yaşarız, fark etmemek için ! Belki de budur… Eldekinin kaybolmuşluğunda itiraf edemeyişimize sebep budur…
Düşünün !
Belki sonra mı ?
Demeyin !
Bunu demeyin…
Niye mi ?
Syrie James, ‘The Lost Memoirs of Jane Austen’de buna dair bakın ne demiş…
.*.
Yapmak istediğimiz ya da yapmaya korktuğumuz şeyi ertelemek için her zaman bir sebep buluruz; yarına kadar, haftaya, gelecek aya, gelecek yıla kadar… Ta ki sonunda hiçbir şeyi tamamlamayıncaya kadar.
.*.
Ertelemek mi istiyorsunuz ?
Tamam, erteleyin, ama sonrası yok !
Bu ertelemelerin ‘bir daha ki sefere’si yok !
Peki, dediğiniz gibi olsun !
Olsun olmasına da, hazır mısınız ?
Aslında böyle değildim…
Hiç değildim…
Ama…
Demeye ?
Çünkü erteleyişleriniz buna dair !