Bize giydirilen tüm o elbiseler Ya sıkıyor ya geniş geliyor
-
ÇAĞIMIZA UYMAK ZORUNDAYIZ, palavrasına inanmıyorum… Yaşadığım çağın en yüce ideali KÖŞEYİ DÖNMEKSE, toplumsal adaletsizlik üstüne kuruluysa, inandığım her şeyi yadsıyorsa, bayağılık ve çirkinlik egemense, böyle bir çağa neden ayak uydurayım ?
-
Yazar Mina Urgan’dayım, aslında ifade ettiğinde de uzun bir süredir soluk alıp veriyorum…
İnsan olarak…
Bir çalışan olarak…
Bir fikir işçisi olarak…
Bir GAZETECİ olarak…
En zoru da BİR GAZETECİ OLARAK kısmı !
Sedat Peker’le ulusal medyada afişe olan bazı gazeteci (!) kimliklilerin SATIN alınabilir ya da KİRALANABİLİR hallerini izlerken, ardından Antakya özelinde benzer bir tartışmanın fitilini ateşleyenlerin birbirine düşmüş hallerine şahitlik ederken, o zorluğu düşündüm !
En çok da kendi yaşadıklarımı…
Yapılan bir haber ya da köşeye taşınan bir konu için edilen tehditleri mesela… Özel arabasıyla sizi ofisinden aldırıp, içi para dolu zarfı size uzatanları, üstü kapalı sizi işbirliğine davet edenleri ya da… Atacağınız MANŞET karşılığında, neler kazanabileceğinizi size hatırlatanları hatta…
…ki o yüzden şunu kimse demesin, ULUSALIN kirlenmişliği YEREL’e uğramadı diye !
O yüzden şunu hiç unutmayın…
Söz konusu, "olmak"sa eğer…
önemli olan "başta olmak” değil, ama…
Adil olmaktır,
Dürüst olmaktır,
Tutarlı olmaktır,
Ahlâklı olmaktır,
Erdemli olmaktır…
Söz konusu, “bilmek"se eğer…
önemli olan her şeyi bilmek değil, ama…
Kendini bilmektir,
Haddini bilmektir,
Hak, hukuk bilmektir…
Bizi bu anlamda biraz kendimize getirdiğinden belki…
Bir Mafya Babası’na bir gün bu anlamda teşekkür edeceğimi söyleseler, gülerdim ama… GÜLÜYORUZ AĞLANACAK HALİMİZE kısmında ilerlerken bata çıka, gerçeğimize dair PERDE diyen isim bir Organize Suç Örgütü lideri olunca, durum da yavan bir TEŞEKKÜR hikayesinin ötesine taşınıyor galiba !
Haklısınız, açız, hem de çok aç…
Erdemli olana, insan olana, en çok da vicdana…
O zaman gelin, bugün, bu coğrafyanın PORSİYONU bir türlü azaltılamayan ASIL açlığına dair konuşsun bir çocuk ve her daim AÇ olan hepimize en kocamanından bir SUSSSSS işareti yapsın…
-
İlkokula gidiyordum. Çocukluğumun yoksulluk günleriydi. Babamın işsiz olduğu tarihlere denk gelir. O gün, okuldan çıkmıştım. Babamla bir lokantaya girmiştik. Tezgâhta, daha önce soframıza hiç teşrif etmemiş bir yemek görmüştüm. Köfteler, sulu patatesin içindeydi. Hiç unutmam. Yemeğin adı, İzmir köftesiydi. Görünüşüyle çok hoşuma gitmişti. Babam, ne yemek istediğimi sorduğunda, ona o yemeği göstermiştim. Serde yoksulluk olduğu için, önce fiyatını sordu babam mecburen. İyi hatırlıyorum, o günün şartlarına göre, tezgâhta en pahalı yemek oydu. Babam önce bana baktı, sonra yemeğe… “Şu fiyata olmaz mı? Çocuğun canı çekmiş” dedi. Tezgâhın arkasındaki adam gayet umursamaz bir sesle, “olmaz” diye karşılık verdi.
O gün, babamın yüzünde gördüğüm o çaresizlikten sonra, çocukluğum boyunca bir daha babamın yanında hiç acıkmadım!
-
Düşünün !
Açlığınızı bastıran tokluğunuzu !
Tokluğunuza hep kaybeden açlığınızı !