Hatay Mahalli Haber
MENÜ
Tamer Yazar
Tamer Yazar
yazar5@hotmail.com
Paylaş Paylaş Paylaş Yazı 421 defa okundu.

27 Mayıs 1995 Tam 22 sene olacak

Yaşamın adil olduğunu kim söylemişse, yalan söylemiş…  Haklısınız, söyleyemez ! Ama biri söylesin… Bir şeyler söylesin… Hepimiz adına söylesin… Adil olmadığını söylesin… Adaletin toz olup rüzgâra karıştığı bir memlekette söylesin, ki herkes sussun, sussun ve dinlesin…

O zaman, Oktay Rıfat’ta sıra…

-

Bıktık gölgelerinde yaşamaktan,

kırıntılarıyla geçinmekten,

patlangaç kesekâğıtları gibi

yozlaşmış sözler duymaktan.

Bir onların ellerine bak,

bir bizimkine,

bizimkiler yarık.

Nicedir kazarız toprağı,

toprak bize, bereket onlara,

gak deyince su,

guk deyince et.

 -

Bizi anlatmış… Omuzlarımıza çöken ağırlığın altında atmaya çalıştığımız adımların hesabında durup, verdiğimiz açıkların muhasebesinde nasıl kaybolduğumuzu anlatmış… Ama en çok da hüznümüzü anlatmış… Yaz’ın sancısında baharı yaşayan bizlerin hüznünü anlatmış… Doğa HAYAT kokarken, bizlerin VAZGEÇMİŞ hallerini anlatmış…

Biraz Atilla İlhan gerek şimdi…

O hüznü anlatması gerek…

Nasıl iş bu

Her yanına çiçek yağmış

Erik ağacının

Işık içinde yüzüyor

Neresinden baksan

Gözlerin kamaşır

Oysa ben akşam olmuşum

Yapraklarım dökülüyor

usul usul

Adım sonbahar

 Evet…

Adı SONBAHAR olan milyonlarız…

Peki, bugün o sonbahar için biraz mekan değiştirelim mi ? 27 Mayıs’ta tam 22 sene olacak bir bekleyişi resmedelim… Ağlayan anaların ülkesinde hiç bitmeyen bir sonbaharın dökülen yapraklarını toparlayalım… Ama kırılan dalları da… Yorgun gövdeleri de…

Onlar kimler mi ? Onlar, Cumartesi Anneleri… Kayıp çocukların anneleri… Oğullarının, kızlarının fotoğraflarını göğüslerine bastıran, yürek atışlarında acılarını susturmaya çalışanlar… 27 Mayıs 1995’ten bu yana İstanbul Galatasaray Meydan’ında kaybedilen yakınlarının akıbetini soranlar…

Denildiği gibi…

Hani yazıldığı gibi…

 Onlar, sadece kendi evlatları, kendi kayıpları için oturmuyorlar İstanbul Galatasaray meydanında… Herkes için, hepimiz için, bu kayıplar bir daha yaşanmasın diye oturuyorlar… Sessizce oturuyorlar… Adalet için oturuyorlar… Ve bir gün ansızın ortadan kaybolan çocuklarının nasıl bittiği belli olmayan hikâyelerinde durup soruyorlar… Sevin ya da sevmeyin… Onlar, hayatları için ayağa kalkanlar, BURADAYIM diyenler, cesaretle yan yana duranlar, acılarının hesabında adalet arayanlar, ararken de İNANDIĞI için mücadele eden, inandığını yaşayanlar…

Peki ya diğerleri ? Yaşamları yaprak yaprak dökülenler… Dallarının çıplaklığında, ruhları dahi onlara ait olmayanlar…  Albert Camus’un hikâyesi, inandığını değil, ama BAŞKALARININ onayından geçenleri yaşayan ve ardından kaybolup gidenlere gelsin o halde… Biraz düşündürsün…

*

Yıllar boyunca herkesin ahlakına göre yaşamayı istedim… Kendimi herkes gibi yaşamaya, herkese benzemeye zorladım… Kendimi ayrı düşmüş hissettiğim zaman bile bütünleşmek için öyle davranmak gerektiğini söyledim… Ama bütün bunların sonunda felaket geldi ! Şimdi, kalıntılar arasında dolaşıyorum… Kuralsızım, tereddütler içindeyim, yalnızım ve bunu kabullenerek tek oluşuma ve kusurlarıma boyun eğdim… Tüm hayatımı bir nevi yalan içinde yaşadıktan sonra, bir doğru bulmak zorundayım…

*